12/21/2005

Kabul Gününden İzlenimler:

Platform'daki sergileri dolayısıyla gerçekleştirilen Borga Kantürk Ahmet Öğüt söyleşisi sırasında söylediklerime geri dönmek istiyorum:

Sergiyi yaparken, Diyarbakır ve İzmir’i karşılaştırma, sanatçıların geldikleri kentleri temsil etmeleri gibi bir tasarım düşünmedik. Böylesi bir hesaplaşma ilgimizi çekmiyor. Tam aksine, birer birer, işlerin nasıl mesafe aldığı için bu sergi yapıldı. Bu, aynı zamanda işlerinin geçmişlerine de mesafe almak.

Kümeleme, okuma biçimlerimizin gerekli sonuçlarından biri. Kümelemeler, ayrışmalar kimi zaman coğrafya üzerinden ifade edilebililir ama bunlar, geçici ve kendi tasalarını da yüklenen tarifler olmak durumunda. “New York Ekolü,” Glasgow ya da Tirana mucizeleri gibi! Bu tarifler zamanından oluşturulan ve çoğu bir anlayıştan ziyade, bir klüp, bir kar amacı gütmeyen kurum, ya da bir mahalle çevresinde olmanın getirdiği birliktelikten ibaret çoklukla. Yani, geçici ittifakların muhakkak üslup ve maddi üretim üzerinden olması gerekmiyor. Kimi zaman da, “yeni ingiliz sanatı” ya da "Transavangardia"da olduğu gibi, tümden bir promosyon unsuru. Sol kullanma tarihi başından belli. Ama, örnegin Şener Özmen’in okumaları, coğrafi ya ulusal bazdan bir kümelemenin, sağlamasını kapsıyor. Travmayla uğraşma biçimleri, bastırılanın ifade edilmesi, videoda çocukların kullanımı, bölge çizme , hat belirleme, merkezden uzak olma hali, vurucu, gülünç, aşiretvari, maço ama şefkatli bir tutum. Bunların salt fotoğraf ve kısa süreli video üzerinden yapılması da hikaye etme ihtiyacı ile alakalı. Ahmet Öğüt’ün işlerinde bu yön gittikçe marjinelleşmekte. Daha doğrusu, bu yönünü tartıştıkça işi daraltmış oluyorsunuz.

Borga Kantürk’e gelince, Proje4L’de “Plajın Altında Kaldırım Taşları” sergisi hazırlarken, İzmir’deki yeni enerjiyi kendi içinde nasıl tutarlı olarak sunabiliriz sorusu aklımdaydı. Hatta, ondan iki yıl önce, Ankara’da “Genç sanat II” sergisini yaparken, kullandığımız, karton kutudan mekan yaratma —ekonomik ve kolay eriyebilecek bir sınır çizme– fikri de aklımdaydı. Borga bu soruyu “Kutu” olarak yanıtladı. Ardından “Kutu” değişik evreler geçirerek kapanmayı kurumsallaştırdı, kutunun fiziki yapısı daha kompleks soruları sordurdu.

Tabiki, ayrışmaları ilgimizi çekiyor. Göstermekle, gizlenmek arasındaki gerilim, gösterdiğinden başka bir şeye dikkati çekmek te öyle. Ortamın salt İstanbul’dan ibaret olmadığını biliyoruz kümeleyici, dönem tarif eden grup sergileri ötesinde bir başka alanın da açılması da ilgimizi çekiyor.

Serginin düzenlenmesine gelince: Ahmet Öğüt'ün de blogunda yazdığı "siz kim, bu yaşta mitoloji kurmak kim" şeklinde konuşmalara müdahele ettiğimi düşünüyor. Oysa tespit etmek istediğim nokta, serginin düzenlenmesinin ortaklaşa yapıldığı yolundaydı. Yani sanatçılar, onlara verilmiş boş bir mekan içinde sergi yapmıyorlar, yapmadılar. İşler, birlikte düşünülerek, kararlar vererek ve tartışılarak seçildi. Hatta, bazı işlerin nereye geleceği, sergiyi bölen iki mekan arasındaki iklim farklılığı sanatçılar mekana girmeden önce hayal edilmişti. Konuşmanın baştan çerçevesini çizmem bekleniyormuş benden besbelli, içten gelen bu ihtiyacı seslendirmek de bir seçenekti oysa.

Her koşulda, konuşmacılar, katılımcılar ve dinleyiciler birbirlerini kırmadan ama, kıran kırana sesli düşünerek sergiyi tartıştılar. Konuşmanın ciddi bir bölümünün stratejiler üzerinden yapılması, birer birer işlere eğilinmemesi bir handikap hala. Bu bir nevi kabul görme ama kabul gününden daha fazlasını da beklemeyelim bence.