9/23/2006

cumartesi

Otobüsü, metroyu, akbilimi seviyorum. taksiye nadiren biniyorum, çoğu tanıdığım taksiden başka ulaşım bilmiyor ya da iki adım yere arabalarıyla gidiyorlar; ne petrolün varil fiyatı, ne çevreye çektirdikleri eziyet ne de otopark mafyasıyle didişmeleri umurlarında değil. daha da kötüsü, kentin en güzel yönlerinden birisini ıskalıyorlar, hareket halindeki bir aracın üzerinde, yanlızlaştırıcı gündelik pratiklerden, projelerden uzakta, bir daha göremeyeceğiniz insanlarla bekleme hali. nişantaşı'nda parkın karşısında oturuyorum, parkın yanında da askeriye var. pencereden baktığımda, açık ufku taciz eden yegane bina gökkafes, o da bir gün gidecek elbette. pazar günlerini mehter takımının bitip tükenmek bitmeyen uğultusu, laci ceketlilerin mühim günlerde hoparlörlerle dinlettikleri marşlar ve Mustafa Sarıgül menşeili mecburi konserleri saymazsam az bulunur bir yer. sabahın erken saatlerinde böyle bir yerden blogları, haberleri okuyup
The Finches'in
Daniel's Song'unu
Francoiz Breut'dan everyone kisses a stranger'i
Jenny Wilson'dan A Hesitating Cloud of Despair'i
dinlemek terapi gibi.