10/26/2006

10. Venedik Mimari Bienali

Bugün gezme fırsatını buldum. Arsenale'deki "Cities, Architecture and Society" bölümünde 16 kent arasında İstanbul da vardı. 16 kentin arasında en yüzeysel araştırmayla irdelenmiş, görselleştirilememiş, zayıf, şarkiyatçı, köprü metaforlu bir bölüm olarak güdük kalmıştı. Evlere şenlik bir videoyla da taçlandırılmış, az da Santral İstanbul promosu yapılmış. Yapılsın.

Neyse, çok da önemli değil. Önemli olan, Makedonya'dan, Gürcistan'a, Estonya'dan Portekiz'e kadar bir çok ülkenin pavyonu varken, dünyanın ondokuzuncu ekonomisiyiz diye böbürlenen bir ülkenin mimari pavyonunun olmaması. "Biz Orhan [Pamuk] gibi batıya göz kırpsaydık, açılıp saçılsaydık daha ne biçim oskarlar, nobeller, prixderomelar, altınaslanlar alırdık, ne sergilere katılırdık, ne binalar dikerdik, şehirler planlardık" diye sayıklayıp duran, her yoldan geçeni kendine saldıracağını sanan ürkünç ve asabi bir kedi gibi duran bir ülkenin pavyonunun olmaması. Her türlü sözünü yerinde ve zamanında söylemenin meşruiyetinden, gerekliliğinden çekinmenin ardında salt tembellikten öte bir şeyler var muhakkak.

Neyse, çok da önemli değil, önemli olan, bugün Venedik'teki manzaraydı. İzleyicilerin çoğu 25 yaş altındaydı. Oniki yaşındaki kızımı getiremedim diye hayıflandım, hüzünlendim. Çok lisan duydum ama hiç türkiye lisanları duymadım. Dünyaya kıyasla hatırı sayılır miktarlarda mimar üretiyor Türkiye üniversiteleri her yıl. Yok muydu acaba o çocuklardan hedefe odaklanıp, mübarek şeker bayramını fırsat bilip Venedik'e kaçıp, parkta uyumak pahasına sergiyi gezen? Para meselesi bir sorun muhakkak. Schengen duvarları da her yıl yükseliyor. Kendini vize bölümü şefi sanan seyahat acentalarının, aracı şirketlerin randevu tacizleriyle uğraşıyoruz ama üniversitelerin düzenleyebileceği toplu turlar? Ben mi denk gelmedim acaba?