12/03/2006

ne venedik ne istanbul

Son haftada 2 fotoğrafımla karşılaştım.

Birincisi, nereden geldiğini hatırlamadığım eski bir fotoğraf. Venedik Bienali, Türkiye sergisi hakkında Sabah gazetesindeki bir haber atlama yazının yanında çıkmış. Madem yazıldı bir düzeltmem var. Venedik Bienaline katılımlar kurumsallaşarak, süreklileşerek [pavyonlaşarak], şeffaf, hesap verebilir ve profesyonel bir yapılanmaya geçecek. Dolayısıyla 2007'de küratörlüğünü yapıyor olmam ikincil bir olgu ve halef-selef konusu değil.

İkinci fotoğraf geçenlerde bir müzenin açılışında fotoğrafçının şerrinden korktuğumuz için mecburen verdiğimiz bir poz.

Zerafetle nasıl yaş alınılır? Yaşlanma doğal bir süreç midir, yoksa bir karar mıdır? Bir keresinde, uzun bir geceden sonra Tirana'da kaldığım otelin asansöründe aynadaki kendimle karşılaştığımda çok ürkmüştüm. Aynada bana bakan adam kabuğumun içindeki ben değildi. Bazı eşikler var kuşkusuz.

İki sergi hakkında susmak isitiyordum ama beceremiyorum. Birincisi, Akbank Sanat'ta Abbas Kiarostami ama hakkında yazacak hiç bir şey yok.

İkincisi ise "Venedik-İstanbul". Bu sergiyle ilgili sıradan sorularım var: Neden bilgilenme duvarına yapıştırdıkları folyonun düz olması için cetvelle çizdikleri kurşun kalem izleri orada hala? Neden Emily Jacir'in işinin sesi duyulmasın diye kısılmış? Neden kenara ve uzaga itilmiş olan Guerilla Girls'ün sunumu sadece ingilizce? Ya da, varolduğu belirtilmeyen bir broşürün peşinde koşmak mı gerekir? Neden OMA/Rem Koolhaas'in "Genişleme/İhmal" adlı otoparkta sunulan projesi ingilizcedir? İstanbul için önemli bir eğitim aracı olarak kulanılabilecek olan "Genişleme/İhmal"e çok yazık. Neden müzenin giriş koridoruna paralel ola koridora Joana Vasconcelos ve Robin Rhode itilmiş? Ya da, neden gene sergideki sanatcılardan Semiha Berksoy lobinin devamında? Bu işlerin sergiye ait, bir cümlenin, bir hikayenin parçası olduklarını nasıl bileceğiz? Ayı kafa karışıklığı Monica Bonvicini'nin ve Richard Wentworth enstelasyonlarıyla daha da radikal hale geliyor. Eski sergilerden kalan bu işlerle yeni sergiler köklü bir kan uyumsuzluğu içinde.

Martinez'in Venedik'teki 2005 Bienal sergisi, bir arkadaşımın tabiriyle "teflon curating" yani teflon tava küratörlüğüydü, hiç bir şey yapışmıyor! Birbirinin ardına dizili, korku tünelini andıran, her ciddi durumun sadece bir temsili haline indirgendiği, logolaştırılmış haller silsilesi. Bir nevi panayır, "best of" yaz sergisi. Serginin girişinde Guerilla Girls ve Joana Vasconcelos'un 14,000 tamponlu avizesiyle iklim hazırlanıyor, Pilar Albarracin'in yanık yürekler flemenkosuyla da bitiriyordu. Show time! Ciğerden! Nostaljik!

İstanbul Modern'deki sergi ise ortaya karışık, potpuri... Maria de Corral'ın Venedik sergisinden gelen William Kentridge'in video enstelasyonu, tek başına duran, erkek deha çağrışımları ve akıntılarıyla yüklenerek çıplak ilham perileriyle bezenmiş olsa bile olağanüstü, özellikle serginin gerisini görmeden deneyimleyebildiğiniz için. Mona Hatoum da öyle ama beklentinizle alabildiğiniz arasındaki uçurum çok büyük. Bir kapalı avlu çevresinde dizili bir kaç iş için tüm kentin elektrik direkleri mi döşenir?

Geçen gün Mika Hannula konferansını tellervo kalleinen & oliver kochta-kalleinenin'in Complaints Choir of Birmingham'ı gösterdi. You Tube'da var.

..."I want my money back
My Job is like a cul-de-sac
the bus is too infrequent at 6:30
Why don't they pay me more
Life was good before
and I am thirsty..."

Paramı Geri istiyorum
İşim bir çıkmaz sokak
6:30 otobüsü nadiren geçiyor
neden daha fazla ödemiyorlar bana
hayat daha iyiydi eskiden
ve susadım...