8/25/2007

Geçen pazartesi Sırbistan Konsoloslugu'na başvurdum. Kültür Bakanlıklarından bir faks, bir faks da konuşma yapacağım workshop'tan yollanmıştı konsolosluğa bir gün önce. Bir süreliğine kamyon şöförlerine yaptırdıkları tacizleri izledikten sonra kendimi içeri attım ve vize sorumlusunun karşısına geçtim.

Pasaportu ve ek dökümanları çıkartıren "adım Vasıf Kortun dün size Kültür Bakanlığı'mızdan bir faks gelmiş olmalı" dedim. Kadın hiç bir şeye dokunmadan, yanındaki fakslara göz atmadan, "Gelmedi" dedi. "Mümkün değil, konfirmasyon alınmıştı" dedim. Bir daha hayır deyince, zarlayarak önündeki faksları kontrol etse iyi olacağını söyleyip ve hiddetle Kültür Bakanlıklarından gelen faksın bana kopyalanan örneğini aramızdaki cama yapıştırdım. Cevabı "Do you know where you are?" oldu. Cevabım da "Yes, in Hell!" Çıktım dışarı. Hayatımda kimseyi kendi yerime vize kuyruğuna sokmaya gönlüm el vermedi. Bu bir T.C. vatandaşı olarak herkesin kendi başına yaşaması gereken bir tecrübe, bir gerçeklik testi. Mehmet Dere'nin blogunu okuyunca aklıma geldi bunlar. Aynı sorular bana da soruluyor her zaman, çok uzattıklarında da, ne haliniz varsa görün, gitmeye yalvarmıyorum, siz çağırıyorsunuz, uzatmaya gerek yok... diyorum. Ne halleri varsa görsünler. Öyle bir nefret ki bu yüzümden okunuyor, sırf bundan sınırlarda soydukları da oldu, sigaralarımı parçaladıkları da...