9/17/2007

her şey daha iyi olabilir

santralistanbul.1
Mimari


Geçen günlerde santralistanbul mimarisi üzerine girdiğim notlar bir yerlerde yankılanmış olmalı ki operasyonun mimar üçlüsünden [Emre Arolat, Han Tümertekin, Nevzat Sayın (+ İhsan Bilgin)] Nevzat aradı. Santralistanbul'da buluştuk. Binaları gezdik. Uymalarının zorunlu olduğu koşulları anlattı. Mesela, yapıların oradaki eski fiziki izler üzerine yapılması
zorunluymuş. Projeleri, mimari kavramın nasıl oluştuğunu dinledim. Fikirlerim yapılardan biri konusunda hiç değişmedi. Öncelikle, asıl amaçları gün ışığından yararlanmak olduğu halde kampusun çeperlerine dizili [yeni] yapılar bir "ulaşılabilirlilik" kisvesi altında ve sözde bir şeffaflık adına kimliksiz ve sıradan. Anladığım kadarı ile bunlar mimarların tasarladığı yapılar olmaktan ziyade konsorsiyum üretimi.

Sadece binalar değil tabi ve elbette işletme seçimi bir mimari karar değil, ancak, içeride stratejik konumdaki high-end lokantalar da sınıfsal ulaşılabilirliğin sınırlarını belli ediyorlar. Dünyanın bir çok yerinde gördüğüm bu izdivaç burada tekrarlanmayabilirdi. Kentle entegrasyonda net ve doğru bir pozisyonu olan bu akademik kurumdan bu hoşlukların ötesini beklerdim. Hala da bekliyorum, umuyorum.

Ama asıl derdim bunlarla değil. Bu denli kuşatılmış olmaktan rahatsızlık duyuyorum. P.M'in bir günde çark edip orda mimar var mı diye haykıran, ancak bilenin anlayacağı anonim yergisini yutup iki gün sonra ismiyle cismiyle yağlamayı geçmesi; Santralistanbul'a borazan vazifesi gören Radikal gazetesinin bitmek tükenmek bilmeyen iştahlı yazıları, söyleşileri, köşe yazıları; bilgili köşe yazarları; bilgili kanaat önderleri; aynı gazetenin kültür-sanat editörünün “soruşturma” dosyası açacağını söyleyip beni de yazmaya davet etmesi o kuşatılmışlığın, hegemonyacı örgütlenmenin vecheleri. Herkesi içeri al, alan daralt ve eleştiriyi imkansızlaştır. Neo-liberalizmle feodalizmin buluştuğu yer bu. Oysa daha iyisini yapma opsiyonu mevcut.

Belki o diğer binalar ile değil ama, sanat müze binası ile derdim baki kalacak.
Uzun bir cephe, o cephenin yarısı ya da yarısından da az bir derinlik. İçeriye girildiğinde de o sınırlı derinlik, bu kez de cephenin önündeki merdiven kütlesi ve biteviye boşlukla yarılanmakta. Yani, elinizdeki sergi alanı, birbirinin aynı kat yüksekliklerine sahip olan koridorlardan ibaret.
Sergileme alanında yer sıkıntısından dolayı çoğu projede bir ikinci cephe oluşturmak zorundasınız, hatta bu ikinci cepheyi daha da içeriden yapmak gerekiyor çünkü sirkülasyonsuz olmaz.






















Boşluğa sıfır yapacaksanız hem manasız bir sütun silsilesiyle sergi alanı içinde uğraşacaksınız hem de merdiven boşluğunda korkunç bir manzara oluşacak.
Dışarıdan heybetli bir bina, içeriye girdiğinizde ise dar ve uzun bir koridor. Binanın façasındaki “miş”li “mış”lı Ayşe Erkmen işi de bunu diyor: miş gibi müze binası.

Merdivenler binanın façasını boydan boya katedeceğine façaya dikey alanlara alınsaydı, ögleden sonrasının çiğ ve korkunç ışığı yerine doğru açılı bir gün ışığından yararlanılsaydı
olmaz mıydı? Mimariye giriş dersinde bile sıfır alacak bir proje bu. Detay ünitelerdeki yanlış çözümlere, sirkülasyon şaşmasına girmeyeceğim. Şimdilik.


O arada Bienal projelerinden isola, apartman projesi, K2 ve neden oraya konulduğu belli olmayan .... kampusun kenarındaki işlerini de gezdim. Isola'da bir şey çalışmıyordu. K2de yabancı bir eleman yabancı bir dilde açıklama yaptı. Eğer özen gösteremeyecek, öksüz bırakacaksanız, sergi yapmayın. Matbuu kağıt üzerinde listelenmek, kayda geçmek yeterli değil. Elbette Bienal'in de projelerine özen göstermesi gerekiyor. Yarı inşaat halinde, içi müze sergileriyle, bahçesi dış alan heykelleri ve pahalı in-lokantarıyla dolu devasa bir kampusun içinde kentsel sanatçı girişim programları sunumu hakiki durmuyor.

Dahası, Bilgi Üniversitesi Santral'a gelmeden önce, ikinci girişi boydan boya kesen bölgede bir çarşı koridoru vardı. Santralistanbul gelince yıktırılmış. Tabi bunu Bilgi üstlenmiyor ve yıkımı yapan Eyüp Belediyesi'ne işaret ediyor ama mahalle ekonomisine katkısını da göstermiş oluyor. Sürdürülebilirlik bu değil. Isola'nın sorunsallaştırdığı gayrimenkul spekülasyonu ve sözde “kentsel canlandırma” projeleriyle kampus arasında bu anlamda bir koşutluk okumamak olası değil. Kendi adıma orada açılacak ilk binanın kütüphane olmasını dilerdim. Sembolizması güçlü, vitrinsiz bir başlangıç olur, ne olmak istediğiyle ilgili farklı sinyaller gönderirdi.


Sergiyle devam etme umuduyla.