9/27/2007

Sabah duşta, su gibiyor akıyor gelişigüzel fikirler. Semiha Berksoy mitoman olabilirdi ama kesinlikle perversti, faturasını da zamanında kestiler zaten ona. Onun olağanüstü perversitesini yeniden algılamamı yaşamının son yıllarında, Kutluğ Ataman'ın "Semiha B. Unplugged" yedisaatkırkbeşdakika'sına borçluyum. Tam da Marmara Üniversitesi Dekanlık muhtırasını düşünürken Berksoy figürü yeniden netleşti kafamda, salt bireysel bir fenomen olmasının çok ötesinde. Berksoy, mesela, gri tayyör giymiş miydi hiç hayatında? Ona antitez olarak "Rusya'dan Sevgilerle" filminde Lotta Lenya'nın canlandırdığı Rosa Klebb'i hatırlamamak mümkün müydü? Cinsiyetinden arındırılmış gri, kahverengi tayyörlü mazbut profesyonel Cumhuriyet kadınları Rosa Klebb'e benzemediler hiç, onların da üniforması buydu elbette ama misyonları, duruşları ve görev bilinçleri vardı, koşullar çok ama çok farklıydı. İki savaş arasında, çepeçevre aydınlanmamış diktatörlükler arasında, Hitler ve Stalin kıskacında, Türkiye bunlara benzemedi, kalıplarda, görselleştirmede benzerlikler olsa da çok ama çok daha munisti, başka seçeneği de yoktu. Ama bugün, 2007'de Rosa Klebb figürü nasıl hortlayıp durur? Bir eğitim kurumu kendini nasıl olur da kışla sanır? Hem de tahammül edilemeyecek bir zenofobiyle. Azra Erhat'ı hatırladım sonra. 1977 yazında henüz Mavi Yolculuk bir imece üslubuyla yaşanılan bir nevi eğitim programıyken, üretken bir tatilken. Tavuk yolduğumuzu da, sıra bize gelince, güvertede yeni uyananlara çay servisi yaptığımızı da hatırlarım. Azra hanım biz çocuklara, gençlere bir aşk hikayesi anlatırcasına mitoloji anlatırdı, kıyıya çıkıp, bitkilerden taşlara kadar
mitolojiye hayat verirdi. Hatırlamak istediğim, perversitesiyle o müsamahakar, miniminnacık, dimdik, öğrenmekten vazgeçmeyen o Cumhuriyet kadını. Bu döpiyesliler asla değil. Asla. Sonra Bülent Şangar'ın bir işini hatırladım, Marmara Üniversitesi GSF'nde hoca, blucin reklamlarından, kışla duvarlarında görülen türden yürüme ve selam çakma dersleri oluşturmasını. Bir anda iki giysi rejimini, beden disiplinini ele almasını. Şangar'ın da, Ataman'ın da işleri Santralİstanbul sergisinde var.