9/09/2007

Türkiye'de ne var?

P.M. Radikal Gazetesi'ndeki yazısında soruyor: Türkiye'de mimar var mı?

Sözünü ettiği konu mekanı santralistanbul'u oluşturan binalardan biri. Konu olan mimar ise Emre Arolat.

Binaların çimentosunu mimarlar karmaz, damı aktı diye suçlanacak adres o değil. İnşaatı da çalıştırdığı ekiplere yaptırdıysa, başındaysa onu bilemiyorum.

Ama hızlandırılmış "aç beni Tayyip" müzelerinin —ki türün ilk örneği, adına "müze" dediğimiz kunsthalle, istanbulmodern'dir— mimari sorunlarının yanısıra; envai çeşit yapısal, koruma, dolaşım gibi vahim sorunları halen mevcut. Neden boğazın üzerinde, dolma arazi üzerinde müze kurmaya o kadar meraklıyız? Neden girişin tam da ortasında cam bir kutuya kütüphane yerleştirilir, okumak o kadar rahatsız edici bir deneyim mi olmak durumdadır? Neden araştırma yapmak sergilenmek anlamına gelmelidir? Neden orada kenarda fotoğraf koridoru var? Neden aynı anda Ahmet Polat ve Andreas Gursky sergisi olur? Biri fotoğraf ise ötekisi de sanat mıdır? Ne çok soru var soracak.


santralistanbul'a dönersek, durum eserlerin üzerine yağan yağmur, çamurdan çok daha vahim. Sergiyi gezerken eşliğimdeki Nedko Solakov'a "bu sizin 80lerde yaptığınız binalara benziyor" diye takıldığımda, "biz bulgarlar bile böyle kötüsünü yapmıyorduk" cevabını verdi.

P.M.'in sorusu doğru ama feodal ilişkilerle birbirilerine kenetlenmiş Türk ya da Kürt, doktor ya da gazeteci aynı durum geçerli elbette, ama bu örnekte mimar ve Türk mimar dükalığı söz konusu.. ne beklenilebilirdi ki? Tartışmaya cesaret yok, ilişkiler bozulmasın, çark dönsün diye ses çıkmıyor kimseden ama söz meclisten dışarı olunca...

santralistanbul'daki müze, güncelleştirilmiş bir faşizan mimari örneği. Binanın sirkülasyonu şakadan da öte, berbat. Cam façanın şiddetinden kurulmak için en alt kattan en üst kata kadar çekilmiş alçıpan duvarlardan, eciş bücüş mekanlardan, istanbulmodern'in trajikomik koleksiyon sergilerinden kurtulduk derken; burada kes yapıştır taşra masalına çarpıverdik... 2007 yılında sanat tarihine giriş.

Bunun adına genişletilmiş taşralılık [expanded provincialism*] deniliyor, bir nevi yanık tenli sarışınlık. David Elliott'u Türkiye'den kaçıran, Bienal zamanı Deutsche Bank sergisi dayayan zihniyet, hep aynı zihniyet.

*
Kavramın geçtiği yerler
Expanded Provincialism 1:
Expanded Provincialism 2:

...Bundan anladığım da, bir başka yerde (merkez bellediğimiz yerler bunlar) bulunan modelleri özümseyip onların bir benzerini burda oluşturmak, (bak şimdiden içerisi dışarı hissinden nasıl da arındık), iç ya da dıştan söz etmemiz gerekiyor çünkü, misyon tamamlandı, artık dışarısı içeride, dediğin gibi bir köşede "ünlü" eleştirmen, diğerinde türkiye'nin son derece "başarılı" galericisi, diğerinde "marjinal" modacı, "emerging ve ses getiren" ressam vs vs. Ayrıca, bu sadece muadil olmakla da sınırlı değil, çünkü, konvertibilitesi var, merkezin kodlarını iyi bir öğrenci gibi ögrenmiş, başarıyla uygulamakta...