10/28/2007

İyimserlik ama Kötümser Olmak için Tüm Zeminler Hazır

Ali Akay

İstanbul bienali küratörü Hou Hanrou ‘’İmkansız değil, Üstelik gerekli Küresel savaş çağında İiyimserlik ‘’ olarak adlandırdığı İstanbul Bienali’nden daha bir aylık bir zamanı biraz geçti ki, küresel savaş çağının milliyetçi haykırışlarını İstanbul’un yollarında hisetmeye, duymaya ve görmeye başladık. Büyük kalabalıklar; PKK karşısında sloganlarında, Türk ordusunun mehmetçikleri olan şehitlerinin göz yaşlarını dökerken, aynı zamanda da, 1960’lı yılların sol hareketinin sloganlarını nerdeyse yeniden yaşatırcasına ‘’Kahrolsun PKK , Kahrolsun Amerika’’ diye yollarda bağırmaktalar. İstanbul Üniversitesi’nden Yıldız Üniversitesi öğrencilerine kadar saatlerce yürüyüşler yapılmakta, şehirde. Seçimler öncesindeki, İstanbul, İzmir ve Ankara’daki ‘’laik yürüyüşleri’’ aratmayacak şekilde, genç yaşlı, kadın erkek demeden yürüyüşlerde Türk bayraklarının kırmızısının dalgalanmalarından geçerek yolları arşınlıyorlar. Kadınlar da evlatlarıyla savaşa gitmek istediklerini haykırmaktalar. ‘’Milliyetçi Hareket’’ partisiz bir şekilde, tek vücüt haline gelen kalabalıklarda kendisinin sesini duyuruyor. Sol basından BirGün gazetesi ise attığı manşetlerde ‘’ Hükümetin ekonomik politikalarının göz ardı edilmesinin bu yürüyüşler sayesinde olduğu’’ vurgulanmakta. Zamların enflasyon hedefinin üzerinde seyirtmekte olduğunu da basından okuyoruz.
Bir kaç yıldır Boğazın tepelerinde dalgalanan Türk bayrakları bu sefer şehrin her yanında Büyükşehir Belediyesi’nin bayraklarıyla yan yana ve omuz omuza sergilenmekte, caddelerde. Mütefik Amerika’nın yürütmekte olduğu Irak savaşı, bu sefer, Türkiye’nin çıkarlarıyla kesişmezmiş gibi duruyor. Her ne kadar başbakan Tayyip Erdoğan, ‘’Afganistan’da yan yana savaştığımız’’ ve Kore savaşından beri yandaş olduğunuz Amerika diye seslenmekte olsa da, sanki ABD artık Türkiye’nin karşısında durmakta. Uluslararası ilişkilerde anlaşılmaz bir hızda Türkiye’nin de içinde bulunduğu dünya dengeleri sarsılmakta. ABD Temsilciler Meclisi Genel kurulunda ‘’Ermeni Soykırımı’’ oylanmasın diye Yahudi lobiler hareketlenmekteyken, Putin Rusyası ile Ahmedinecat İran’ı arasındaki yakınlığa, Esad’ın Suriye’sinden, PKK’ya karşı, ordunun hareketine gelen destek, Orta Doğu’da anti-Amerikan cepheyi saflaştırmakta. Üstelik de Çin ve Rusya sınırındaki yeni ilişkiler ve Çinlilerin Khabarovski’ye göç ederek ticari ve toplumsal ilişkileri pekiştirmeye başladığı bu dönemde yapılan antlaşmanın manidar olduğunu düşünmek gerekmekte. Uzak Doğu’nun Rus sınırlarında gezdirdiği sermayesinin, özelikle Sakhalin’deki petrol gazı çalışmalarının sayesinde, %22 artış gösterdiğini takip ediyoruz.

‘’İyimserlik’’ üzerine kurulu İstanbul Bienali, kemalist projenin ‘’tepeden inmeci’’ bir hareket olduğunu vurgulayan ve katalog yazısında bunu belirten Hou Hanrou’ya karşı üniversitelerde yeni bir cephe oluşturulmakta: Marmara Üniversitesi Güzel sanatlar Dekanının kınama yazısı beraberinde bazı öğretim üyelerinin de desteğini bulduğunda, Rektörden gelen tebriklerle buluşunca, uzun zamandan beri resim cephesinin modernizmi İstanbul Bienal’inin ‘’organize ettiği’’ bir güncel sanat hareketine karşı, bu sefer, siyasi bir cephe alır gibi durmakta. Hanrou ‘’Küresel Savaş Çağında’’ yaşadığımızı vurgulayarak başlamıştı Bienal katalog yazısına. Üçüncü Dünya’nın ise küresel bir proje olduğunu eklemişti. Fransa’da yaşamış ve San Fransisco’ya gitmiş olan Çinli küartörün saptama yazısının dünya merkezinin Asya’ya doğru kaymakta olduğu bir sırada yazılması ilginç gibi durmaktadır. Üçüncü Dünya’nın bu koşullara halka dayatttığı politikalar ve yaptırımlarla geldiğini ima ettiğinde ise Türkiye’nin modernleşme projesinin içinde kemalizmin de bu dayatmatmayı tepeden inme bir biçimde yaptığına dikkat çekmekte.

1995’de bir Alman küratörün, Rene Block’un İstanbul Bienali’nin başına getirilmesinden beri modernist garip bir pentür üzerine kurulu amatörlük dolu galeri sisteminin Bienal’e karşı tavrına ve de Akademi’deki hocaların eleştirilerine, bu sefer, Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi siyasi bir kınamayla karşılık verdiğinde cepheleşmenin nereye doğru gitmekte olduğunu fark etmekteyiz. Sanat ve siyaset bu kadar yanyana ve karşı karşıya gelmedi, hiç, Türkiye popüler kültüründe. Basında bu kadar çok Bienal’den bahsedilmedi. Her ne kadar güncel sanat de daha önce bu kadar çok sesini duyurmamış olsa da, kendisine karşı saldırının güncel sanatın iyimser bakışına ve ideolojik dışı zihniyetinin oluşmasına yine de set çekecekmiş gibidir. Bakalım Kasım sonundaki İstanbul Sanat Fuar’ının gidişatı nereye doğru sürükleyecek İstanbul’daki sanat ortamını.

Bugünlerde, Türk bayraklarıyla ve milliyetçi sloganlarla ordunun Kuzey Irak’a girmesi gerektiğini destekleyen yürüyüşler sayesinde içeri kapanan ve Avrupa’ya şüpheci baktıktan sonra, artık Amerika’nın da müttefik olduğunu kabul etmez gibi gözüken bir söylemin içinde oluşan toplumsal hareketin mutabakatı, ulus-ötesi söylemlerle düşünenleri, pasifistleri, Hırant Dink’in bir milliyetçi komplo tarafından hazırlanıp, Ermeni azınlık haberlerini veren ve bunu güncel Türkiye’nin politik duruşlarıyla izah eden ve de Temmuz ayının sonunda yapılan seçimlerde de ‘’oyların AK partisine gideceğinin’’ manşetinden anonsunu yapan Agos gazetesinin önünde öldürülmesinden sonra cephe oluşturarak yürüyen ve ‘’Hepimiz Ermeniyiz’’ diye bağıranları, milliyetçilik dışından bakanları, Avrupa Birliği yanlılarını sessiz bırakmakta.

Halbuki İstanbul Bienal’ndeki eserlerin birçoğunda ‘’Enternasyonel’’ çalınmaktaydı; ütopist bir bakış eserlere yansımaktaydı, ama savaş karşıtlığı ve sınırların saçmalığı, savaşın anlamsızlığı üzerine kurulu olan sanatçı Ken Lum’un işinde cisimleşen Mevlevi düşüncenin herkesi kendi bünyesine çağıran düşüncenin ve barışçıl bakışının seslerinin kesildiğini gözlemlemekteyiz. Bienal modernist projelerin yok olmasına karşı 1960 ve 70’li binaların savunusunu yapmakta; ama bu bakış Türkiye’nin toplumsal havasını, özellikle de 29 Ekim kutlamaları arefesinde 1920’li yıllara doğru taşıdı. Siyasi ruh 1920’lerin ruhunu canlandırdı. Burada Referandum’un pek de etkili olmadığını vurgulamadan geçemeyeceğiz. Irak sınırından gelen haberler, hükümet ve muhalefet ile Türk ordusu arasındaki Anaysasal ayrımı göz ardı etti ve Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması gerektiğini söylediğini basından duyduğumuz Leyla Zana’nın ve DTP’li milletvekillerinin karşısında yek vücud olmuş gibi durmaktadır. İslam’ın tehvid ilkesinin bütüselliği siyasi ruhu da eline geçirmiş gibidir.

İstanbul Bienali iyimserlik önerdi, ama bugün kötümser bir ortamın toplumsal alanı hakimiyet altına aldığı ‘’ölüm’’ üzerine kurulu sloganları yaşamakta olan bir Türkiye tablosu var karşımızda. Bienal vitalist bir iyimserliği sunmakta aynı zamanda, ancak bu, artık, tartışma ortamından çıkıp gitti; gazetelerde hedefini bulan bilgisayarlı bombalardan bahsedilmekte ve PKK kamplarını bu bombalarla vuracağını haber vermekte olan basını destekleyen Üniversiteli gençliğin bir kısmı, İstanbul Bienalinde eserini sergileyen Taylandlı sanatçı Porntaweesak Rimsakul’un kırmızı, yeşil ve maviye dayanan RGB denilen temel renk kuramına gönderme yaptığı enstalasyonunun ironik halinin karşısına RGB sistemini çıkarmaktan çok, kan renginin gerçekliğinin sistematiğini desteklemekte sanki.

‘’Küresel savaş çağında’’, iyimserlik üzerine oluşan İstanbul Bienali, neredeyse yerel bir savaşın küresel dünyadaki etkilerini hesaplamakta. İstanbul’da; sanat toplumsal gerçeğe bu kadar uzak, ama aynı zamanda bir o kadar da yakın sanki az oldu. En uzakta gibi duran sanki en yakınına kadar gelip, nefesini hissettirmeye başladı.