10/01/2007

uzun notların ikincisi

Araya MÜGSF muhtırası girince notlarım tökezledi.

Bazı hoca+sanatçılarımızdan e-postalar aldım. Dekan Nazan Erkmen'in bildirisini imzalamamışlar, bilseler imzalamazlarmış, haberleri de yokmuş, filan feşmekan.

Bu bana J. F. Kennedy bir sözünü aklıma getirdi "Dante, 'cehennemin en sıcak yerlerinin ahlaki bir kriz sırasında tarafsız davrananlara ayrılmıştır', derdi"

Romanyalı arkadaşım Calin Dan, reel-sosyalizm zamanlarında ülkesindeki sanatçıların özetini yapmıştı:
a: "[resmi] sanatçılar evet demezler çünkü düzenle bağdaşmazlar, dostları arasında façaları bozulur;
b: hayır demezler çünkü düzene açık açık karşı çıkamazlar;
c: ama tarafsız kalırlarsa, her taraf memnun kalır".

Biz geriye saralım: Salt ciddiye aldığımdan bir haftada üç kez uzun uzun gezdim santralistanbul'u.

1970'a kadar gelen bölümde sergiyi lezzetli kılacak, farklılığını tarif eden bir risk, herhangibir revizyonist anlatı ve ya beklenmedik bir okuma bulamadım. İtiş kakış sunumlar ve kronolojisiyle Ürdün'den, Polonya'ya, örnekleri çok görülen hüzünlü taşra müze sergilerine benzemiş. Cılız. Çok melodramatik bir başlangıç değil, öylesine bir sergi işte.

1970 sonrasını anlatmak çok daha zaman alacak. Değerlendirilen her sanatçının çoklukla birbirini tamamlayan birden fazla işi olması gayet olumlu. Bazı önemli işlerle buluşmak da genel izleyici için çarpıcı olmalı ama hepsi bundan ibaret. Tarihsel kıvırmalar ve en aleni biçimde isim kayırmalarına daha sonra gireceğim ama düpedüz yanlış okunmaya zorlanan işler de var: Mesela Selim Birsel'in 1995 tarihli "Kurşun Uykusu". Yeniden üretim her zaman sorunludur. Hele hele, mekana ve koşullara özel bir işin yeniden üretimi ilk sunumunun tüm enerjisinden, politik çarpıcılığından, hikayesinden ısrarla kopartılırsa o iş anıtlaşır [monument] ve döküman olduğunu [document] gizler. "Kurşun Uykusu", adı konulmamış bir içsavaşın sıcak günlerinde Ankara Gar'ındaki Gar adlı serginin bir gün içinde derdest edilip kapatılmasına neden olan iş değil artık. O zamanda askerler öldürdükleri PKK'lıların yüzlerini, bedenlerini teşhir ederlerdi. Tren istasyonunda bekleyen trenlerin hemen yanında duran bu enstelasyon üzerlerine örtü serilmiş ölü bedenleri sessizce imliyordu. Tren, genç çocuklar ve onları bile bile uğurlayan analara dair çok güçlü bir metafordu. Kurşun, metallerin en ağırlarından, ve bildiğimiz kurşun. Şimdi, işin yeniden üretilmesinde, bedenler samimi bir yatak pozisyonuna indirgenerek Hüseyin Alptekin'in “Heimat/Toprak'”yla tıkış tıkış, üst üste bindirilmiş. “Heimat/Toprak” ilk kez KunstMuseum Bonn'da [2001], ardından da How Latitudes Become Forms [Walker Art Center, 2002] sergisinde gösterildi ve “Kurşun Uykusu”ile ortak okumaya mahal verecek tarafı yok. Mesela Hale Tenger'in sesiyle, duruşuyla kuytuya sıkıştırılan, önce Helsinki Yurttaşlar Kongresi toplantısında Ankara'da, ardından da Kadın Kütüphanesinde gösterilen "Nezih Ölüm Gardiyanları" [1993] ve Batı Avrupa'ya adreslenmiş Manifesta I'de izlenen video enstelasyonu [1995] yerine sergiye "Böyle Tanıdıklarım Var II"si alınsaydı ve “Kurşun Uykusu” ile aynı mekana gelseydi.. Oradan da Halil Altındere'ye sıçrasaydık. Ya da, 1990larda en kapsamlı işlerini öncelikle Almanya ve genelde Avrupa'da gösteren, göstermek zorunda kalan Türkiye sanatçılarının bu işleri hakkında neden kritik bir parkur açılmadı? Mesela Esra Ersen'in Bonn müzesinde 2001de sergilenen başyapıtı “In the Penalty Area”sı yok. Bu “Heimat/Toprak”la da paslaşarak, diaspora sanatçılarına bir kanal açardı...

Bu arada, Istanbul Modern'in, her an sizi pataklayacak gibi davranan, peşinizi bırakmayan aksi güvenlikcilerinin aksine, sergiyi Kynaston McShine ile birlikte ve hem güleryüzlü, hem de yardımsever bir güvenlik ekibinin refakatinde dolaştık. Bu nevi küçük şeylerin gerçekten hoşuma gittiğini söylemek zorundayım. Elinde kıvıra kıvıra tacizkar bir bastona çevirdiği gazete kağıdıyla Zeid'in resmine neredeyse burnunu dayayan 9 yaşındaki oğluna hakim olacağına; çoçuğun bir kulağından girip öteki kulağından çıkacak sapır saçma klişeleri sıralayan anaları fitnelediğimde bile durma zerafetle müdahele ettiler.


Devam edeceğim.