4/25/2008

Taciz - Tecavüz ve Mülkiyet İlişkileri

Ali Akay

Germaine Tillion, Fransa’da antropolog ve sosyolog Durkheim’ın yeğeni olan Marcel Mauss’un bir öğrencisi olarak anket ve antropolojik alan araştırmasını bir etika olarak kabul eden etnologlardan birisiydi. Özellikle, Kuzey ve Doğu Afrika üzerine yaptığı çalışmalarında Akdeniz dünyasıyla ilgili olarak kadın sorununu ele alan önemli bir düşünürdü. 101 yaşında vefat etti. Kendisi İkinci Dünya Savaşı sırasınd Mareşal Petain’e karşı direniş hareketinin içinde yer alanlardan birisiydi. 1940 yılında, ilk direniş hareketleri arasında, İnsan Müzesi’nin (Musee de l’Homme) direniş ağlarını kurdu. Yakalandı ve annesiyle beraber Revensbrück ‘e yolandı. Annesi hayatını bu Temeküz kampında kaybetti. 1955 yılında Pierre Mendes de France’ın hükümetinin isteği üzerine Cezayir’e gitti ve orada etnografik çalımalarını sürdürdü.

Kendisinin ünlü kitabı Fransa’da, Seuil yayınaevi tarafından yayımlanan ‘’ Harem ve Kuzenler’’ yakın zamnlarda Metis yayınlarından yayımlanmıştı, Nükhet Sirman’ın tercümesiyle. Akdeniz insanın karakterinden çok sosyal kodların derinliğindeki, bilinçaltındaki sağlam yapıyı incelemek işini üstlenmişti, bu kitabında. O yıllara ait bir ‘’yapı ve sistem’’ analizlerinin etkisinde, Akdeniz insanının derinlikli yapısıyla ilgilendi, 1960’lı yılarda. Ve, kitabı da zaten 1966 yılında yayımlanmıştı. Kan davası, kadının erkek önünde örtünmesi, yere bakması, göz göze gelmemesi, mahrem alana ait olarak kalmaya itildiği gibi müslüman ve Akdeniz dünyasının kadınlarının yaşam içindeki davranışlarının arkasında yatan yapıyı bulmak için harekete geçmişti; bu nednden dolayı Akdeniz dünyasının bu mahrem dünyasının içindeki kadının yapısal olarak konumunun sadece islam ile açıklanamayacağının üzerinde durmuştu. Levi-Strauss’un akrabalığın temel ilkelerinden etkilenen Germaine Tillion da, yapısal olarak, akrabalık ilişkilerinde yatan şiddetin buradan kaynaklandığını göstermek istiyordu.
Namus davası bu nedenden dolayı sadece geleneksel toplumların yapısıyla ve kız alıp verme meselesiyle alakalı olduğunu vurguluyordu. Bu yapısal hareketkelerin de difüzyonist bir ekolün içinden geçerek komşuluk ilişkileriye perçinlendiği tezini ileri sürmekteydi. Peçe takmanın fahişeliğin kötücül konumuna karşı kadınların bir savunma mekanizması olduğunu, peçe takma , örtünmenin saygılı kadınlıkla alakalı olduğunun tarihi olarak yapıssal bir gerçeklikle bağdaştığını ileri sürüyordu. Erkekler açısından da örtünmenin bir sembolik sermayesi vardı bir statü sembolü olarak kabul edilmekteydi. Bu durum, kadınları tacizden korumakta ve iffetlerine bağlılığın bir sembolü olarak işlev görmekteydi. Örtünmenin şehir kültürüne ait olması ve köylerde çalışan kadınların bu gibi sembolik bir nesneye ihtiyacı olmaması da ilginç olarak bizi bugünkü islam şehir kültüründeki taşrarlılaşmaya doğru giden yoldaki sorunsallarla bağ kurmamızı sağlıyor. Burada Germaine Tillion’un en ilginç saptaması ise endogaminin Akdeniz halklarındaki varlığıydı. İç evlilik kadınların soyların içinde denetlenmesini sağladığını göstermekteydi. Akdeniz’deki halkların bu adetleri daha kapalı ve daha devamlılık taşıyan yapısal karakterini göstermektedir. Kuzenler arsı evliliklerin bağımlılık biçimini incelediği çalışmasında aile içi evliliklerin ensest yasağı kapsamına girmeden bu havzadaki hakların temel akrabalık yapısındaki önemini vurgulamış oluyordu. Aşiret sisiteminin ilerlemeci olarak ilkel halinden toplumları uzaklaştırdığı tezi ise modernist tezlerin ilerlemeci tarih anlayışıya hem çakışmasını sağlamakta, hem de bu ilerlemeci tarihin ilkellik ile ilgili görşüne karşı çıkmaktaydı.

Göçebelik sonrası olarak yerleşik hayata geçemekle aşiret ilişkilerinin geliştiğini ve de endagami ile yerleşikleşme arasında kurulan ilişki mülküyetin aile içinde kalmasını sağlayan bir olgu olarak anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu nedneden dolayı, bekaret ve namus ilk planda aile bağlarının yapısal olarak kuvvetlenmesini sağlamaktadır. Kimliklerin kültürel olarak oluşmasından çok yapısal olarak toprağa ait bir mülkiyetle ilgili olduğu tezini ileri sürmesi ise kültür ve tarihin öneminden çok toprak coğrafyasının önemini vurgulamak bakımından bugünkü yaklaşımlarımıza yakınlaşmaktadır. Akrabalık, sadece bir yeniden üreme mekanizması için yapısal bir veri değil, mülkiyet ilişkilerinde toprağa el koyma biçimiyle alakalı oldugundan dalayı davranışları belirlemektedir, Tillon’a göre. Bu sırada İslam ile kadına miras hakkının verilmesiyle aşiret sisteminin çökmeye başlaması arasında ilginç bir bağ kurmuştu; çünkü aşiret ilişkilerini dışına çıkarak akdın mülkiyetten hak alıp yabancı birisiyle evlendiğinde zenginliğin elden gideceğini düşünen bir zihin endogaminin ilkelerini kurmaktadır, artık. Halbuki, Tillion’a göre, Magripliler kız çocuklarını mirasdan mahrum ederek Kuran’ı da çiğnemiş oldular. Ve baba soyundan kuzanlerle evlilk yapısını perçinleştirdiklerinde de, yapısal olarak, toplum kurallarını endogami üzerine kurmaya başladılar. Mirasdan pay alan kadınlar örtünmek zorundaydılar; çünkü yabancı gözlerden sakınılmalıydılar. Mülkiyet kadını peçeye bağlı kılmaktadır. Tillon’a göre, bütün Akdeniz havzası bu ilşkilerle yapısal bir toplumsal zihniyet ve adetler edinmiştir. Namus davalarının yapısal şidertinin sadece kadınları değil erkekleri de şiddete doğru sürüklediğini göstermesi ise en ilginç saptamalarından birisidir; çünkü mülkiyet sadece zenginlik aracı olarak hem erkeğin hem de kadının özgürlüğünü elinden aldığı gibi, aynı zamanda şiddet, taciz ve tecavüz duygularını da artırdığını vurgulamaktadır. Yapısal olan bu ilişkilerin toplumlarda mülkiyet ilişkilerini dışında devam etmesinden kaynaklanmaktadır. Sadece kendi namusunu ve ailesinin namusunu değil, aynı zamanda da bütün aşiretin namusunun korunması şiddetin artmasına yol açmaktadır. Kadınların üzertindeki mülkiyet taciz ve tecavüzle yapılaşmaktadır.

Şimdi de başka bir gözle bakalım; gelinlikle bedenini saklayan ve bir anlamda püritenliğin timsalini sembolik olarak üzerinde taşıyan Akdenizli olmasa bile Akdeniz’e kıyısı olan italya’dan gelen sanatçı Pippa Bacci’ye ve de onca namus davası cinayetlerine ve erkekler ve kadınlar arası olduğu kadar herkesin birbiriyle girmiş olduğu şiddetin toplumsal ilşikilerine.