11/30/2008

BAŞKA BİR EKONOMİYE DOĞRU GİDERKEN

Ali Akay


Bugün içinde yaşamakta olduğumuz ve 2007’de başlayarak geçtiğimiz Eylül ayında Damien Hirst’ün Londra’da acaip bir şekilde gelişmiş bir rastlantıyla satış yaptığı günün ertesi günü Lehman Brothers’ın battığının haberiyle büyük bir krizin başlangıcını haber veren psikolojik efektinin arkasında, 1961 doğumlu başarılı bir finans uzmanının sefahat dünyasından kalma bir akşamın ertesi günü almış olduğu bir kararla "yardım edilmeyecek" refleksiyonunun arkasında yatan nedenlere baktığımızda, ekonomics’in oikos’un yerine kendini formatlayarak 19.yüzyıldan itibaren kurduğu ekonomi anlayışının üzerine yaslandığını, artık, görmemizin zamanı geldi, zannediyorum.

Adam Smith ve Ricardo ile başlayan ve Marx ile devam ederek, bütün dünyanın ekonomi anlayışını oluşturan, para ekonomisini de en üst merciye yerleştirerek bütün diğer etkileri geride bırakan bu anlayış, hukuk, sanat gibi duygulanımları bir kenara iterek psikolojik olanı da ekonomik olandan çıkarıp ayırdığında günümüzün krizlerle yaşayan kapitalizminin ekonomik anlayışı önümüze çıkmakta.

"Tutkusal çıkarlar’" olarak adlandırılan başka bir anlayış ise ekonominin dışındaki bir alana (kültürel ilişkiler) hapsedildi. Durkheim, sosyolojide, zaten bunun başarılmasında çok etkin bir rol oynayarak sosyal olan ile psikolojik olanı ayrımaya gtittiğinde, yine aynı hatanın içinde kalmaktaydı. Ve de, aynı zamanda, bütün iş bölümü kuramını organizma üzerinden örnekleyerek geliştirmekteydi. Organik toplumlar olarak adlandırdığı olgular üzerine kurulu olan bu anlayışa göre, modern dünya işbölümü ve ayrılma , çelişki ve karşı karşıya kalma, karşılıklı mücadele (sınıf savaşımı) durumlarıyla izah edimeye çalışılmıştı. Halbuki bu dönemde şiddetle ve ısrarla bunun karşısına çıkan College de France’da derslerini vermekle yetinmiş olan Gabriel Tarde bize başka bir ekonomi sunmaktaydı: Psikolojik Ekonomi’yi [1]. Ve bu ekonomi bize "tutkusal çıkarların bilimi" olarak verilmektydi ve gerçek olarak , belki de Simmel dışında, hiç bir takipçisi olmadı Tarde’ın.

Halbuki o, 20.yüzyılın başında, bugünden söz etmekteydi: İletişim, beyinler arası iletişim ve kooperasyon, reklam, arzu ve inançların kurduğu duygulanımların ekonomisini öne sürmekte ve örneklerini vermekteydi. Ama, Tarde 1904 yılında hayata gözlerini yumduğunda, dünya, birinci dünya savaşı öncesindeki huzurunu ve şatafatını yaşamaktaydı. Ve o, bize, bugüne ait büyük bir entelektüel miras bıraktı. Sanatların duygulanımında beyinler arası bir bilime yaklaşan düşüncesinde, Tarde, duygulanımların, etkilerin, söylentilerin, konuşmaların, duygusal etkiler yaratan edebiyatın ve sanatların, bulaşmaların (contagion- 2005 yılındaki Akbank Sanat’da yaptığımız ‘’Doğayla Bulaşmak’’ sergisinin kavramını hatırlatabilirim) ve özellikle reklamların ekonomiye olan güçlü etkisini anlatmaktaydı. Halkla ilişkiler ve reklamcılık o yıllarda daha henüz emekleme aşamasındaydı. Ve de, Tarde duygulanımların ölçümünden, nicelikleştirilmesinden söz etmekteydi. Doğanın ve hayvanların insanlarla olan ilişkisinde bulduğu duygulanımlar ekonomiye ait olarak çıkmaktaydı karşımıza. Bütün olarak akıl üzerine kurulu gibi duran ekonomics’in karşısına bize akıl dışı veya rasyonel olmayan gibi gözüken tüm heterojen etkileri ekonominin içine koyamazsak işin içinden çıkamayacağımızı vurgulamaktaydı. Ekonomide her şeyin rasyonel olmayandan oluştuğunu ve de ekonominin dışına atılan her şeyin ekonominin içinde olduğunun altını çiziyordu. Ekonomistlerin 20. yüzyılın başında insanı bir ‘’ekonomik insan’’ olarak gördüklerinde, aslında, etkileri çok derinlere kadar giden duygulanımları dışarı attıklarından, insanın kalbi olan ve duygu dolu olan bir varlık olduğunu kale almamalarından yakınmaktaydı. Ekonominin üzerine kurulu olan rasyonellik insaniliği unutturmuştu. İnsanın kalbine ve psişik yaşamına göre yaşadığını ve de belirli gruplarla ittifak halinde ve bu şekilde yaşamakta olduğunu göz ardı etmişti, ekonomik rasyonellik. Ekonomiyi nesnellik üzerine oturtan ekonomics bilimi öznellikle dolu olan psikolojik ekonomiyi bir kenara itmiş gözüküyordu. Üretim üzerine kurulu bir kapitalizmin işlemeyen psişik etkilerini izleyerek üretici ve tüketici arasında bir ayrım yapmaktansa bunların nasıl birlikte işlediğini göstermekteydi. Bunların arasındaki kooperasyonu gözlemlemekteydi. Bütün bir duygusal ekonominin nasıl ilişkilendiğini gözler önüne sermekteydi. Ama izleyicisi olmadı. Bütün bunlar o dönemin ekonomi uzmanları tarafından anlaşılamadı ve onlara bu rasyonel olarak gözükmedi: Zaten Durkheim’ın sosyolojisi de ekonomistleri ulsu-devlet içindeki işbölümü ve dayanışma kuramlarına çok daha fazla yakınlaştırıyordu.

İşçi sınıfının çıkarı olmadığı sektörlerdeki başka sektörlere dayanışmasındaki grevlere de ‘’sempatik grev’’ adını vermekteydi; çünkü bu ‘’tutkusal çıkarların bilimiyle’’ alakalı olmaktan çok duygusal olarak bir ‘’bilinç düzeyinde kalan’’ psişik bir dayanışmaydı. Ve, asıl tutkusal çıkarları başka bir kanara brakarak, destek olmayı mümkün kılmaktaydı: Bir başka kelimeyi kullanırsak ‘’karakter’’ gösteriyordu ve bu da eski grekçedeki etik anlamını taşımaktaydı. Dayanışma rasyonel değildi, ama sempatikti. İşçi sınıfının dayanışma öyküsü rasyonellik değil duyumsallık üzerinden okunabilecek bir şeydi.

Bugün kriz açıklamalarında hala psikolojik etkiler bir tarafa bırakılmış durumda, nicelikler, sadece, parasal rakkamlarla açıklanmaya çalışılıyor. Halbuki bir sürü başka değer ekonominin işleyişinde etken ve bunlar hala kaale alınmış gibi gözükmüyor. Öyle olsaydı bir kararla Eylül ayında Lehman Brothers’a yardım yapılmayacağı söylenmezdi. Barak Hüseyin Obama’nın, ABD’de seçimden sonra "Anti-Kriz ekonomisi" için açıkladığı adaylarına baktığımızda hayal kırıklığının devam etmekte olduğunu izleyebiliriz. Timothy Geithner New York’un Federal Rezerv Bankasının başındaki adam ve Lehman Brothers’ı terk eden kişilik ve de Büyük Kriz’i başlatan (en azından psikolojik düzeyde başlatan) adam, şu anda kriz ekonomisinin baştaki isimlerinden birisi; Lawrence Summers Ekonomi için Milli Konseyi yönetecek kişi, bol küfür ederek Harward’ı yönetmiş olan kimse, 2001-2006 yılları arasında, kendisiyle tartıştığı için üniversiteden ayrılmak zorunda kalan Afro-amerikan araştırmaları hocasıyla kavga eden ve kadınların beyninin matematiği anlamak için yeterli olmadığını savunduğu için Harvard’dan bu sefer kendisinin istifa etmek zorunda kaldığı kişi. Christina Romer bir ekonomi tarihi hocası ve kriz sırasında Rezervin en iyi kararları aldığını savunan kimse

Dünyanın reaksiyoner bir dünya olmaya başladığı doğru, sanatlarda da aynı çizgi izlenmekte (2009 Venedik Bienali küratörleri, Beatrice Buscaroli ve Luca Beatrice, bu sefer İtalyan Pavyonunda sadece tarihi ve çağdaş değeri olan İtalyanları sergileyeceğini yeni açıklamadı mı ? (3). Kriz ise, kendisini büyük bir kuvvetle hissettiriyor. Tarde’a dönüp bakmanın ve ekonominin kayda almadığı sektörlerin ve ‘’tutkusal çıkarların’’ üzerinden düşünmenin zamanı çoktan geçti bile. Ama krizden hep beraber global bir şekilde çıkmak için duygulanımlara dikkat etmek üzere bir gayret daha.

Not:
[1] Türkiye’de yıllardan beri, İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yaptığım derslerle, Ankara’da da Ulus Baker çalışmaları ve öğrencileriyle sürdürdüğü seminerlerle Gabriel Tarde düşüncesiyle uğraşmaktaydık.