11/29/2008

İspanya'nin Bask bölgesinde "Reflection on current artistic practices found outside the centre" üzerine bir konferansta konuşurken Hüseyin ile 1991'de yazdıgımız bir metine döndüm.

Yörüngeden Çıkan: Bir Başka Beriki

Hüseyin B. Alptekin
Vasıf Kortun

I.
Uluslararası anlayışlı sanat yapmak Bunun karşısında yerelci/otantik gibi anlayışla olsa da, görünürde birbirinin zıddı olan bu iki yaklaşım aslında aynı mantıktan çıkıyor. Biri, işlerin ayrı bir coğrafya üzerinden üretilmesi, diğeri çok çiğnenmiş geleneksel yöre arkeolojlerinin ("Anadolu Medeniyetleri") bir başka malzemeyle yeniden resmedilmesinin ötesine gtmiyor. İkisinin de takılageldiği, basit bir yeniden temsil zihniyeti. Her ikisi de kendine "yerel' olarak bakmakta ve yerelliğe karşı çıkmayı bir çeşit savunma mekanizması olarak üretmekteler. Birincisi kendi toprak mirasını bir başka kültüre karşı savunma biçiminde eşeleniyor, diğeri ise, "evrensel" kültür normları üzerinden yaptığını içi boşaltılmış yapılara işliyor.

II. Birbiriyle kapalı devre yer deriştiren evrensel-çevresel sorunsalı, esasen "biz ve öteki" söyleminin en eski ithalidir. Biz-öteki, merkez-periferi, Birinci Dünya-Üçüncü Dünya resmi kültür-popüler kültür, yüksek sanat-alçak sanat, aklın yolu-bedenin yolu: Öbür tarafa ancak egzotik tat gözüyle bakılırken (otantik zenâat, tesadüfi ve köksüz yaratıcılık) öteki de kendini ulaşamadığı öte-benden ayrı görmek zorundalığından oraya teknolojik gıpta ile bakıyor (ulu müzeler, hi-tech sergiler, düzenli kataloglar).

Ben’in içine girmediği bir alan halkında konuşma hakkı ve ötekinin kendi alanında konuşamama hali. Biri, bir başkasının coğrafya haritasını kuruyor, diğerinin de tek (coğrafi referansı bu harita, kendi mahallesine yabancı. Akıllı uslu olan ben, ötekinden alter egosunu rahatlatıyor. Öteki, aklından usundan emin ben’in lütfuna muhtaç. Ya beriki?

Anında televize-enformatik ulaşım sanki eşitlikçi bir yayın yapıyor ve bu yayının varacağı bütün reseptörler de sanki aynı yayını izliyor-dinliyor. Cismi olmadan ismi, külür olmadan modası gelen gerçekler dünyasında yaşanırken öte yandan da kategorik anlamlandırma dizgeleri içine düştükleri paradoksun ayrımına varmadan düşünsel işlerliklerinin geçerliliğine körü körüne bağlıdır. Tarihsel sürekliliğin sonucu kurumsallaşmış has sanat ve onu kuranlarla, etnografik öteberi çekmecelerini malzeme olarak süsleyenler.

III.
Enternasyonalizm radikal mi? Bu söylemi çıkaranlar kendi geçmişlerinin eleştirisini başka kültürler üzerinden yapıyorlar. Kendi oluşumunu analize tâbi tutmak yerine, ilgisini öteki üzerine yönlendirmenin anlamı ne? Ben, ötekinin yerinden konuşurmuşçasına, ötekinin yerine konuşuyor.


Periferik ve marjda olan, merkezin ve yüksek olanın değerlerine eklenirmiş gibi yapılarak tartışılmaya başlandı. Bu kurumsal değerlendirme sistemi ve dil farklılığının, farklılık üretilmesinin, kültürel ötekiliğin aynı düzlemde ele alınması nedir? Ticari enternasyonalizm de karışık kültürel ve dilsel çeşitlemeyi kışkırttı. Bu vizyon; "İnsanlık Ailesi"; ülkeler, diller ve kültürlerin pazar düzeyindeki eşitliği. Kültürde yüksek ve alçağın, merkez ve periferinin eşliliğini konuşan bir ben. Öte yandan, kültürel üretim, metanın serbest dolaşımı içinde oturduğu alana ne kadar oturabilir?

Eşitlikle birlikte, eşitlik merkezin bünyesi (de) tüketiliyor. Entemasyonalist söylemin, zoraki ve artık zorunlu iyi niyetliliği, demokratik ve günah çıkartıcı bir jestle sunduğu kendi tasviri ötekini örtmüyor. Öteki içinde örtünen, örtülen kadar, rasgelelik, kaza, istisna, anonim diye geçiştirilen bir örtülemeyen şeyler alanı da var. Sözcüsüz, gözcüsüz bu anonim ürünler, üretenler ve üretim dolaşımı ve elbette sanatın kendi seyir ve tarihine tekabül etmeyen tezahürü.

IV.
Marjin ve marjinallik, merkezde olma ve merkez olma farklı. Marjın ve merkez kartografik, marjinalite ve merkezde olma ise her yerde bulunabilir. Marjinalin kendi için olan vizyonu ile merkezin marjinali görüşü arasındaki sorun nasıl çözülecek? Folklorik üretim ile marjinal üretim arasındaki farklar nasıl sıralanacak? Göçebe bir düşünceyle mi, şamanik ve lüdik bir
vizyonla mı? Marjinde marjinal düşünce nasıl kurulmakta? Benin dikey kesitleri dışında transnasyonel katmanlar, yaylalar arasında, coğrafyası seyyar, grameri şizofren, efsanelerden hatırladıklarıyla, bugünden unuttuklarıyla var olan bir bellek, yolundan değil, yolculuğundan mesul bir hayat.


Resmi sanat, sanatsal çeşitlemeye, dikey hiyerarşik, sanatsal dağılıma coğrafi yön kavrayışıyla bakmaya çalışırken (yüksek-alçak, doğu-batı), kentsel yaşam biçimleri ve yeniden üretim mekanizması içinde ortaya çıkan merkez denilen yerlerdeki seviye-i değer yargısı yüklenmiş malzeme ve işler, medyatik sistemde kenarda köşede kalsa dahi, zaten kendi kendine akışkanlık imkanı yaratmakta, Yaratıcılığı bireysellikle örtüştüren modern düşüncenin gözden kaçırdığı, yeniden devreye girmiş artık ve atık malzemeden üreyen, sanatçıları meçhul işlerin evreni.

Bir devlet var, bir de metropol, ana caddeler var ve yan sokaklar. Bizi ilgilendiren, yörüngeye girmiş olan değil, kurumsal, resmi sanat kavramı ve pazarının ötesinde düşünmek. Marjindeki alçak sanatın, yörüngeye zaten hiç girmemiş olanın belki de heliotropik bir niteliği var, ışığa doğru uçup kendi intiharıyla evrendeki tekliğe karışıp kaybolan pervane gibi, efemer, kısa ömürlü yaşamın ve ürünün farkına varılmamış. Masal ve efsaneler dolaşımıyla süzülen, iç mitolojilerle kendini sürdüren sözel kültürü düşünürsek. Merkezin konumlandırdığı yörüngede olanlarla, yörüngeye hiç girmemişler dışında, bir de yörüngeden fırlayanlar, raydan çıkanlar var.

Bir taraftan medyatik ve enformatize yayıhmın yol açtığı kültürel çeşitlemenin oluşturduğu bir dünya devleti içinde "egemen" söylemlerin kendi düşünsel ve ideolojik benliklerini ayırma çabalarıyla ortaya çıkan, kendi dışarısında kalanları, ötekileri, başkaları, içeride ayrımına varılmayanları ayıklayıp derleme kaygısından ötürü yaşanan kimlik krizi. Diğer taraftan coğrafi ve etnik harita oynamasıyla kendi kendini kurup bozan yeni kesişme alanlarında öbekleşen alt ve yan kültürler arası geçişimle oluşan göçebe ve nihilist düşünce dolayısıyla vardığımız, varabileceğimiz başka türden kavrama ve anlamlandırma biçimleri.


Bütün bu yaşanılan kargaşada, ötekinin, kendine öteki diyene kendisi hakkında konuşma hakkı ve bu hakkın meşruluğunun kendisinin kendini kendine meşru kılma hakkı. Bir diğerini kendisine öteki kılmadan!

İdeolojilerin içine patlayarak anlamlarını yitirmeleri uluslararası pazarın genişlemesiyle aynı zamanda oldu. Hiç bir kültürel ışıltıyı kaçırmayan medyatik gücün sürekli bombardımanı her şeyi metalaştırıyor. Nesnelerin ekonomik statüsünü gözden geçirmeden, nesneden ayrılmakla başka kurumsal şebekelere düşmek çok olası. Ama varlıkları metalaşmayı reddeden, oysa ürün olarak varolan saklı bir potansiyel, manyetik alanlar, pazarı olmayan kültürler ve onların sanatsal vizyonu ortalarda bir yerlerde.

Tarih nasıl hesaplanır? Adımıza yazılan ve üstümüze örtülen sözde alternatif tarihlerin, kendilerinin içinde olmadan bizi bağladıkları ve içinden kendimizi okuduğumuz bir örgünün parçası mıyız? Kültürlerarası temas, kurumsal temsilde, iktidar ve takas alanlarında yer almıyor. Onu televizyondaki dünyanın hayali birlikteliğindeki güven ve düzen duygusunda buluyoruz. Burası, kendine yeni bir acıklı tarih, bir iktidar kuramı getirmeden çatlaklar açan, mitolojilerin birbirine karıştığı özel bir alan.


Tarih yazmaya, harita çizmeye meraklı olmasak da tarihin nasıl hesaplanacağına dair söylenecekler var. Otonomi, ancak ve ancak yörüngeye hiç girmemişleri kale alan yörüngeden fırlayanlarla kurulur. Çünkü marjinal, ben’in egzotik metaforu değildir. O, kendi halinde oradadır, bugün burada, yarın şurada. Bunun farkında olan nihilist kavrayış onun varlık hakkını her yerde ne onu içine alıp eriterek, ne de ayrı bir özgürleştirme çabasıyla yakalar.


V.
Sanat başkaldırıcıdır. Sadece endüstri toplumuna, kurulu düzene, akılcılığa ve kabul edilen değerlere karşı olduğundan değil, daha da derin bir yerde ayrılma ve günah işlemeyi temsil ettiği için: Duyumun başkaldırısıdır, mantıki söylemin dışına çıkmadır, hazır kültürün yadsınmasıdır, kriz yaratmadır. Bu anlamda, sanat farklılığın üretimidir. Söz konusu olan, dünyadan kaçarak bir miraja, halüsinasyona kayma, kendini kaybederek kazanma oyunu, düşünceyi yok etmek değil, değişik kapılar açmak, patikalara sapmak, ana yoldan uzaklaşmaktır.


Arkamıza alarak her şeyi savunabilip her şeye karşı çıkabildiğimiz post-modern kargaşa, bizi değişik türden durum tesbitlerine ve bu tesbitler karşısında da farklı tutum arayışlarına götürmekte. Apayrı disiplinlerin düşünürleri kendi alanlarını açıklamak için neden sanatı ve sanat eserlerinin yol açtığı dertleri referans olarak alırlar ki? Sanatın varlık alanı, kendini ancak bilgisel bir kavrayışla ele verip hayatı ve insanı yapıyorsa, sanatın yeni bir ontolojisini, sanatın da başka bir bilgi türü olduğunu düşünerek kurmak zorundayız.