12/06/2008

Mücadele ve savaşların ulus içi çelişkileri

Ali Akay

Bir ay evvel yazmış olduğum bir yazıda artık savaşların devletler arası savaşlar olmaktan çıkıp, iç savaşlar haline gelmeye başladığını hatırlatmıştım. Son dönemlerdeki olaylar bunun örneklerini bize yeniden verdi. Ülkelerin kendi içlerindeki etnik veya dini azınlıkların çlişkilerinden beslenen yapılanmaların, hatta - veya azınlık bile olmaksızın - gizli servislerin 1970’lerden kalma yapılarının yavaş yavaş küresel dünya içinde yer bulamamasıyla başlayan ve 1990’lı yıllarda başka bir dünyanın içine girmiş olan uluslarası ilişkilerdeki yeniliklere ayak uyduramaması dolayısıyla devletin kendi içinden çıkan ve orada yetiştirilen paramiliter güçlerin artık işe yaramaması dolayısıyla bir yana bırakılmaya yöneltilmesiyle, yavaş yavaş, kendi özerklikleri içinde devletin hem içinde hem de dışında olan güçler olarak bu paramiliter eylemlerin başka alanlara kanalize olarak hareket etmeye başlamasıyla dünyada başka bir ulusal ve uluslararası ilişikiler yumağına girildi.

Öncelikle Irak’da yaşananlar ve her gün bir başka bombanın patlamasıyla ülkenin hükümetinin ABD yanlısı iktidarına karşı suni dayanışması ve direnmesi gösteren ve şii Kürt hükümetine karşı Arap milliyetçiliğinin nasıl ülke içinde Amerikan askerlerine ve hükmet ordusuna karşı saldırılarda bulunduklarını izlemekteyiz. Bölgenin bir savaş alanı olarak Avrupa Birliği tarafından mercek altına alınmasına ve hatta Türkiye’nin AB içine alınamamasında bir argüman konusu olarak "savaş alanlarına Avrupa’nı sınırları olsun istemiyoruz !" şiarına yaslanan söylemin hala ulus -devlet sınırları ve ulus –devletler arası bir savaş analizine yaslanmakta olduğunu izlemekteyiz, aynı zamanda. ABD ordusunu ve Iraklı generalleri hedefleyen terrorist saldırılar iç savaş şartlarını yükseltmektedir

Yine Afganistan’da izlemekte olduğumuz üçüncü örnek iç savaş semptomlarını bize vermekte. El Kaide ile Amerikan Birleşik Devletleri ve Birleşmiş Milletler yanlısı hükümet ile aralarındaki mücadele dikkat çekici bir şekilde devam ediyor ve Pakistan’dan yardım aldığı ileri sürülüyor.

Bir dördüncü örneği yine Pakistan ile Hindistan arasındaki ilişkilerde görmekteyiz: Tac Mahal Hoteli’ne yapılan terrörist saldırılarda Pakistan’dan gemilerle gizlice Hindistan’a girmiş olan paramiliter gizli servis mensublarının bu atak içindeki rolleri ortaya çıkmaya başladı. Ancak, yine Amerikan yanlısı bir hükümet ile Pakistan’ın Hindistan ile bir savaş durumuna girmesinin arkasında, devletin içinden çıkıp da, ondan bağımsızlaşan devlet içinde ve hükmet dışındaki paramiliter adamların varlığı, iç savaş durumunun nasıl ülkeler arası bir savaşa çevirmek üzere harekete geçirdiğinin sinyallerini bize vermekte.

Barak Hüseyin Obama’nın Hilary Clinton’un yanında daha bugün, Cumhuriyetçi olan ve Bush zamanından kalma aynı savunma sekreterini kabul etmesi ve seçmesi ABD’nin aynı tip bir dış politikayı sürdüreceğini göstermektedir. Özellikle Hindistan’ın da Pakistan’ın da nükleer bombaya sahip olması, durumun vehametini bir kez daha belirliyor.

Tekrar ediyorum: "günümüzdeki savaş durumunu egemen devletler arasında olmaktan çok bir iç savaş biçimide geliştiğini öne sürebiliriz; yani devletler arası savaştan uzaklaşılarak daha barışçıl olmayan ve savaşı başka taraflar arasında kurmakta olan bir iç savaşı oluşturan ülkelerin ittifakları ve kaşı "terörist" saldırılar ve "Teröre karşı" mücadele söylemi, bugünün dünyasal politikasına, uymaktadır. Bir uygunluk sorunu olarak iç savaşla , öyleyse, bir tek egemen devletin içinde savaşan ve bir ağ şeklinde devletlerarası işleyen bir rizomatik savaş söz konusudur. Bu rizomatik savaş bir tek devletin içinde değil, uluslararası arena içinde devletler arası yerlerde sürmektedir. Sınırları ulus-devletler şeklinde kesen ve etnik halkları bir bakıma bölerek bir aileyi bir tarafta ve diğer aileyi diğer tarafta bırakan ulus-devlet sınırlarının 20.yüzyılın başındaki kurulu haline karşı bir iç savaş göstergesi hakim gibi görünmektedir."
Tayland’daki Bangkok havaalanındaki direnme ise, askeri darbe yanlılarının hükümete karşı yaptıkları provokatif gösterinin arkasında devleti askeri rejimle yönetme arzusunun yatmakta olduğunun ve de bu durumun bir "iç savaş" haline dönebileceğinin işaretlerini bize göstermekte değil mi ?

Aslında, bütün bu uluslararası hareketlerin yanında, Türkiye’de yaşananları da düşündüğümüzde, gizli sevis içinden bağımsızlaşan öğelerin nasıl bir iç savaş vaziyetine doğru Türkiye politikasını sürüklediklerini göremiyor muyuz ? Kürt meselesiyle birlikte darbe istenci ve de ulus-devletin geri dönmesi adına, Ergenekon değil sadece, aynı zamanda bunun arkasında başka güçlerin de olabileceğini bize düşündürtmüyor mu ? Hatta Ankara’da fiyat artışlarına karşı geçtiğimiz cumartesi yürütülen ve geleneksel sola ait olan bir toplumsal hareketlilikdeki bu şiddet neden gösterileri bu kadar "gösteri dolu" olarak bize sunuyor, düşünmeli miyiz ? Gazetelerdeki fotograflara baktığımızda bir büyük savaş alanı çıkıyor karşımıza ve de bunun psikolojik sosyal etkilerini izleyebiliyor muyuz ? Kriz ile birlikte birçok ülkede gösterilerin, grevlerin, başkaldırıları artacağını görebiliyoruz. Buradaki analizleri yaparken kriterin iç savaşa doğru atılan adımların takipçisi olmasından geçmiyor mu ?