7/03/2012

İlber Hoca'nın yeri doldurulabilir mi?


Korhan Gümüş  
 İlber Ortaylı Topkapı'dan ayrıldı. Ayrılacağını zaten yıllardır söylüyordu. İlber Hoca'nın en sevdiğim tarafı düşündüğünü açık açık söylemesidir. Karşısındaki kim olursa olsun, hiç farketmez. Belki bazıları onun Topkapı Sarayı Müzesi'nin başkanlığını kabul ederek kendisine prestij sağladığını düşünebilir. Ben tersini düşünüyorum. O Müze'ye değer katıyordu.
 
Ancak, elbette ki gördüğüm kadarıyla, işleyişten hiç memnun değildi. Şöyle bir düşünün: Müze'nin Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı bir bürokrasisi var. Onun üstünde atanmış bir müdür var. Uygulama sorumlulukları, harcamalar onun elinde. Bugün bir de ayrıca özel sektör var, Turizm ve Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB). Bilet gelirleri de, yönetim hizmetleri de onun elinde. Bu durumda Müze Başkanı ne yapar? Ziyarete gelen yabancı konuklara teşrifatçılık mı? Bakan'ı yönlendirecek fikirler sunmak mı? Çok şükür İlber Hoca kimseye pabuç bıracak cinsten birisi olmadığı için belki de bu zor durumu en iyi kıvıracak kişiydi. Benim üzüldüğüm konu da bu.  Sistemde bir bozukluk var. Onun yerinin kolay doldurulabileceğini zannetmiyorum.
 
Bugün bir müzenin herşeyden enerji üretici bir yer olması lazım. Oysa ki Topkapı çalışanlarının bütün iyi niyetli gayretlerine rağmen tıpkı bir havagazı fabrikası gibi işlevsiz kalmış durumda. Bu söylediğime bazıları şaşıracaktır, biliyorum. Ancak Topkapı Sarayı'nın bir müze olması bu boşluğu doldurmuyor, tam tersine gizliyor. Çok şükür ki Topkapı Sarayı Müzesi'nde hayatını işine adamış çok değerli uzmanlar var. Ama bu hiç yeterli değil.
 
Her ne kadar bir başkanı da olsa, devlet müzelerinin kurumsal bir bütünlüğü yok. Yalnızca Yapılan restorasyon çalışmalarının ayrı bir kamu işlevi olarak başka bir yönetimin elinde olması, ya da sergilemelerin proje işlerinin bu tuhaflığı ortaya koyuyor. Eğer bir müze başkanı kendisi bağımsız bir danışma organı oluşturamıyorsa, sergilerini etkinliklerini, bütçeleri ile birlikte bağımsız olarak planlayamıyorsa, küratör atayamıyorsa, kendi bünyesinde uzmanlar alamıyorsa ve yönetemiyorsa, o zaman adının ne önemi kalır?
 
Bürokratlar, atanmış uzmanlar kimden görev alır? Bir de gelen giden her üst düzey bürokrat yapılan işlere karışır.
 
Bazı bilim çevreleri Süleymaniye gibi bazı semtlerde, 20. yüzyıl başından kalma sivil mimarlık eserlerinde, restorasyon adı altında yapılan rökonstrüksiyon işlerinden son derece rahatsızlar. Ama aynı iş Topkapı Sarayı'nda yapılınca herkesin ayağa kalkması lazım. Benim gördüğüm kadarıyla Topkapı Sarayı Müzesi'nde bugünkü devlet ihale sistemi ve bürokrasi ile yalnızca rökonstrüksiyon yapılıyor. Zaten başka türlüsü de yapılamaz. Gidin Kutsal Emanetler Bölümü'nü bir gezin. Neler yapıldığını görseniz, dudağınız uçuklar. Yıllardır süren inşaatlar da felaket durumda. Çok şükür ki devlet bürokrasisi içinde işini bilen son derece bilgili uzmanlar var. Yoksa Topkapı Sarayı'ndan geriye bir şey kalmayacak.
 
Yeni bir model bulunması lazım. Bugün hiç bir kamu işlevi böyle yönetilemez. Bazıları üniversitelerin YÖK'e bağlı olmasını eleştiriyorlar. Bir üniversiteden farklı olmayan, araştırmaya, incelemeye ve etkinlik temelli organizasyonları gerçekleştirmeye dayanan müzelerin üniversitelerden ne farkı var? Müzelerde YÖK sonrası üniversitelerdeki kadar bir özerklikten söz edilebiliyor mu? Bilim kurulları, bağımsız çalışan yönetmenleri, araştırmacıları, iletişimcileri, sanatçıları, tasarımcıları var mı?

Bu yüzden İlber Hoca'nın ayrılmasına üzüldüm. O Topkapı Sarayı'na dışarıdan taşınmış olağan dışı bir değerdi. Korkarım yeri doldurulamayacak. Ama neden ayrıldığı anlaşılırsa, belki onun yokluğu sistemi düzeltmeye vesile olur.