11/04/2012

Liste Üzerine

Liste” üzerine iki satır yazayım derken başlığında duraksadım. Önce “Banu Cennetoğlu’nun Listesi Üzerine” yazdım ki bu doğru değildi. Kaynağı UNITED for Intercultural Action, güncelleyen de onlar. Tabi konuyu Banu’dan bağımsız yazmak da istemiyorum. Liste’nin önceki hallerini biliyorum ve günün sonunda sanat tarihçisi ya da kritik olarak bakıyorum. Gene de metroda listenin bir sayfasıyla karşılaştığım zaman --ki metro panoları bir anlamda sokak panolarından daha farklı-- aklıma Banu Cennetoğlu gelmiyor. Metroda vagonunda okumaya mecbur kalıyorum, bu beklenilmedik bir karşılaşma. İlk tepki, bir merak, bunu oraya kimin koyduğu, hatta ne olduğu hakkında bir muğlaklık var. Araştırmayı yapan kurumun adı, websitesi adresi, ve diğer bilgileri orada. Ama bu yetmiyor. Asıl araştırmayı aktaranı bilemiyorum, peki kim koydu onu oraya? Ama bu öfkeli, fesat bir soru değil. Twitter’da dönen mesajlar da buna delalet.  

“Liste” belki de profesyoneller arasında konuşulduğu zaman konu ve sorun oluyor.  Sembolik kazanım, etik duruş, müelliflik gibi konular üzerinde dönenmekten meselenin hangi dışsal ağlar içinde işlediğini izleyemiyoruz. Hele hele konu “ötekiler” olduğu zaman “ötekiler” adına konuşmaya meraklı etik zabıtaları var, malumun ilamı puan kazandırıyor. Aşırı yorumlamaya girmeksizin “Liste”ye estetik üzerinden bakınca bu “iş” erken kavramsal sanatın belli özellikleriyle örtüşüyor ki bu gelişigüzel bir soyağacı değil. Sayfa sayfa, her bir pano bir başka panoyla aynı statüde ama içerdikleri ayrı. Her türlü kişisellikten özenle uzaklaştırılmış bir lisanla, isimleme ve sıralama yapılmış. beyaz zemin üzerine düz ve fazlası olmayan bir yazı karakteriyle, bilgiler kutulara sığdırmak üzere işlenmiş. Nerede ölü bulundukları, kaç kişi bir arada oldukları, hangi ülkeden geldikleri, ölüm nedeni ve bilgi referansı. Bu zaten listenin orijinal hali. Müdahele edilmemiş. Metro panosundaki okudukça ölümler benzeşmeye başlıyor, günlük görselliğime sızmayan kanıksanmış bu korkunç durumla yüzleşmek zorundayım. Hayat devam ediyor mu diyeceğim? Metrodan inince unutacak mıyım? Bu yarınıma nasıl etki edecek? Ne yapabilirim? Temel sorular.  Bu muazzam çatlak listeye yansıyor. “Bunu ancak bir sanatçı yapabilirdi, ya da bu ancak bir sanatçı tarafından yapılabilirdi” desem Liste’nin çevresine bir seyirlik durumu getirir, huzura erebilir miyim?  Cennetoğlu temellük ettiğini mi düşünüyor, tereddütte mi?  Bilemiyorum ama bu o kadar da önemli değil, mülk edinmiyor, edinemeyeceği de aşikar. Tereddütünün Liste üzerinden sembolik kazanç sağlamayı reddetmek gibi kolay bir nedenle olmadığını tahmin ediyorum, çok daha ötesinde bir durum. Emel Kurma ile söyleşilerinde yakınında dolaştılar. 

Müsadeli mecrayla ilgili bir soru var, ya da sorun olabilir mi? Olmamalı çünkü bu başaşağı çevirilmiş bir mesele. Müsadeli mecra, korsan yazı ya da afişleme gibi değil, gayri resmi, gayri hukuki değil, sokakta dağıtılan el afişleri gibi örselenmiş bir algılamadan muaf. Müsadeli olması kamu adına --inandırıcı olmasa da-- öncelikli olarak sıhhileştirilmiş içeriğin iletimi anlamına geliyor. Güven inandırıcılıktan önce geliyor, "orta kabule" mugayir bir şey yok.  Liste ile mecra tümüyle tersine çeviriliyor, mesela, kayıp anaları ya da Yugoslavya savaşları sonrası kayıp fotoğrafları gibi iç dağlayıcı yüzlerle karşılaşmıyorum.  Bu yıl metrolarda gördüğüm Hocalı katliamı raketleri farklı bir durumdu, mecranın sahipleriyle ilgili bir şey anlatıyor. O da ayrı bir konu.

Mesela burada tam da Felix Gonzalez Torres'in "Death by Gun" işinin aksine estetik tarihi olan mecraya detur yapmıyor. İsim, tarih, ölüm nedeni o işte de vardır, ama yüzler de vardır. Vurulanların çoğunluğu ötekilerdir, hümanist solun sarmaladığı,  kendime benzer kültür üreticileri ve tüketicileriyle beraber hüzünlenebilirim, o farklı. Ama, akşam yorgun argın eve dönerken metroda karşılaşmak, bu nedir, kim koymuş, ne tuhaf, izin de vermişler,  16,000 insan intihar ettiyse, donduysa, boğulduysa, vurulduysa, nasıl öldüğü bilinemediyse... Şimdi, akşam akşam...  Ve dahası Vietnam Abidesi gibi bir hatıra anıtı değil. Anneler, sevgililer, çocuklar ilahi nihayete kadar kaybettiklerinin isimleriyle beraber olabilirler, isimler simalara bağlanıyor. Toprağın altına girerek, sona ermiş bir savaşın muhasebesini yapmaksızın kaybettiklerinizi beraber anıyorsunuz orada.  Oysa liste süregeliyor ve Emel Kurma'ın söylediği gibi “Bir ölüm ve kayıp listesi uzarken yaşayan bir hayat listesi de var. STK’da çalışanlar sanat alanında çalışanlardan bir açıdan daha şanslı bence. 10 vakadan birini sınır dışı edilmekten kurtarabilirsiniz. O günlük bir kazanımdır bu. Birbirinin sesini duyduğun, yürüyen bir mücadelenin sonucunu görebiliyorsun. Burada sadece mesele uzman iktidarına girmemek. Çünkü yapılacak en kolay şey, o isimleri ve kişileri çalışmanın nesnesi haline getirmek ve mülteciyi kurban olarak görmek. Yardım, himmet kavramları üzerinden düşünmeden yapmak lazım bu işi.”

İşin neden tepki almadığı üzerine spekülasyonlar o kadar önemli değil doğrusu.